Ah Keşke Bilebilsek!!!

Ahh keşke çoğu şeyi önceden bilseydik.pismanlik

Hayat ne kadar kolay olurdu değil mi?

Neredeyse hiç hata yapmazdık, daha ötesinde hemen her konuda, her projede en başarılı biz olurduk.

Önceden bilmek derken ak sakallı dededen, onun söyleyeceği loto numaralarından söz etmiyoruz elbette. Çalışarak, araştırarak, yorumlayarak yeni bilgilere ulaşmayı, haberdar olmayı konu ediyoruz. Bir başka deyişle “istihbarat”tan bahsediyoruz.

Dünyanın bilinen en eski askeri kuramcısı Sun-Tzu “istihbarat” kavramını, çok net tanımlıyor ve kısaca istihbarat “önceden bilmektir” diyor.

Harp Sanatı” isimli klasikleşmiş eserinde, akıllı prens ve generallerin, her zaman zafer kazanmalarının ve diğer insanlardan farklı olmalarının nedenini, önceden bilmelerine bağlıyor.

Hemen her şey istihbaratın bir unsuru olabiliyor. Kelimeler, rakamlar, görüntüler, öneriler, bilimsel araştırmalar, tahminler başkalarının yönlendirmeleri, salt gerçekler, kuyruksuz yalanlar…

Böylesi geniş bir yelpazede yer alan unsurlardan oluşan istihbarat; maddi, elle tutulur bir şey olmadığı için kimseyi direkt olarak yaralamıyor ama onun kullanımı ya da kullanılamaması başta kişinin kendisi olmak üzere; projeleri, şirketleri, toplumları ve devletleri kurtarıcı, iyiliğe ulaştırıcı bir araç olabiliyor, ya da tam tersi büyük zararlar doğabiliyor, hatta felaketlere bile yol açabiliyor.

Bu durumda rahatlıkla söylenebilir ki; önceden bilmek tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. İstihbaratın kullanımı; yani öncelikle varlığının kabul edilmesi, sonra akılcı düşünülmesi, peşinden sağlıklı bir şekilde yorumlanması ve gerçekçi bir sonuca ulaşılması; bu önemli silahın yarar sağlaması için yaşanması gereken bir süreç olarak karşımıza çıkıyor.

Yakın tarihimizden büyük ölçekli, ilginç bir örnek verelim bu sürecin kötü işlemesine.

Yıl 1989… Doğu bloğu yıkılma arifesinde.. Kapı komşumuz Bulgaristan’da soydaşlarımıza inanılmaz eziyetler yapılıyor. Devrin başbakanı Turgut Özal, halter sporunun dünyadaki bir numaralı ismi Naim Süleymanoğlu’nu filmlerdekine benzer bir operasyonla Türkiye’ye kaçırıyor.

Başbakan bu operasyonla büyük prestij kazanıyor. Ardından zulüm altında inleyen soydaşlarımıza da kucak açıyor ve tüm soydaşlarımızı anavatana davet ediyor.

Bulgaristan’ın evet demesi, Türkiye’nin bu konudaki hazırlıkları derken büyük bir göç hareketinin öncesine geliniyor.

İşte bu aşamada “istihbarat” devreye giriyor. Devletin ilgili kurumu konuyla ilgili çalışmalarını tamamlıyor ve bir rapor olarak bağlı bulunduğu başbakana iletiyor.

Rapora göre, Bulgaristan’dan göç edecek soydaş sayısı yaklaşık üç yüz bin.

Metropol demesek de büyükçe bir kent nüfusu.

Ancak başbakan bu rapora pek itibar etmiyor. Ve kendi öngörüsüne göre bu rakamın altmış bini geçmeyeceğini söylüyor.

Göç öncesi tüm hazırlıklar başbakanın tahmini altmış bin rakamına göre yapılıyor.

Sonra ne mi oluyor?

Yaşı yetenler hatırlayacaktır. Uluslararası alanda büyük bir fiyasko yaşanıyor.

Göç eden soydaş sayısı altmış bini çok çok aşıyor. Hazırlıklar yetersiz kaldığı için; Bulgar zulmü kadar olmasa da benzer bir eziyeti anavatan topraklarında yaşayan soydaşlarımızın çok büyük bir bölümü geri dönüyor. Neredeyse geldikleri trenlerle.

Göç eden soydaş sayısı kaç derseniz… Resmi kayıtlara göre üç yüz yirmi bir bin sekiz yüz… Geri dönenler ise yarıdan fazla.

Önceden bilmenin değerlendirilmemesi nedeniyle hiçbir işe yaramadığı hazin bir örnek.

Nereden aklımıza geldi bu örnek derseniz…Günümüzde bu kez güney komşumuzda bir iç savaş yaşanıyor. Emperyal güçlerin, biz sıradan insanların pek anlayamayacağı ince hesapları, projeleri, geleceğe dönük projeksiyonları çerçevesinde yine bir göç söz konusu.

Dışişleri bakanımız gani gönüllülükle önceden bilmeye hiç gerek duyulmayacak bir açıklama yaptı bu yılın başlarında. Ve “Gerekirse tüm Suriye halkını kabul ederiz.” dedi.

Geçen sürede, yine bizim gibi fanilerin anlamayacağı, daha doğrusu anlamasına gerek olmayan, milletvekillerinin bile içeri alınmadığı göçmen kampları kuruluyor. Hatay’ın bir dönemin Casablanca’sına döndüğü, her devletten casusun cirit attığı söyleniyor. Başbakan canı sıkıldıkça Beşar Esad’a ayar verip, fırça atıyor.

Hal böyleyken insan ister istemez, haddi olmasa da merak ediyor. Acaba ne gibi önceden bilmeler var, nasıl istihbaratlarla hareket ediliyor. Sonuçta, 1989’da soydaşların yaşadığı büyük hayal kırıklığından çok daha vahim neler yaşanacak. Bu kez ödenecek bedeller ne olacak.

Boyumuzu aşan konuları bırakıp, “Proje Yöneticisi”nin mesleki yaşamındaki en büyük şanslarından biri olacak “önceden bilmelerine” dönersek sözü Atatürk’ün bir saptaması ile şöyle bitirelim:

“Değerlendirilmeyen istihbarat, istihbarat değildir.”

Bu yazı;www.tpyme.com sitesinden alıntıdır.

  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: